Radikal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Askeri hastanelerin, 'çürük raporu' almak isteyen eşcinsel erkeklerden istekleri bitmiyor. Eskiden 'ilişki resmi' istenirdi, artık 'Ailenizi çağırın görüşelim' deniyor, o da inandıramazsa bir hafta 'pembe koğuş'ta yatmaları isteniyor.

'Pembe tezkere'ye koğuş işkencesi




Eşcinselliği ‘psikoseksüel bozukluk’ olarak nitelendiren Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), eskiden ‘çürük raporu’ almak isteyen eşcinsel erkeklerden pasif olarak girdiği cinsel ilişki sırasında çekilmiş fotoğraf isterdi. Şimdilerdeyse yüzlerce soruluk kişilik testleri çözmeleri isteniyor, ‘ev-ağaç ve insan’ resmi çizdiriliyor, onlarca psikolog tarafından sorguya çekiliyor, bunlar inandırıcı bulunmazsa da ‘aile görüşmesi’ talep ediliyor. Eğer aile görüşü de yetmezse kişilerin askeri hastanenin ‘pembe koğuş’ takma adlı psikiyatri bölümünde günlerce yatmaları gerekiyor. Bazen bu ‘delil toplama’ işlemleri, kişinin ‘düzelme ihtimali’ hesaba katılarak erteleniyor, ‘seneye tekrar gel’ deniyor. TSK’nın yeni uygulamalarını mağdurlarından dinledik.

‘Ne duymak istiyorlarsa onu anlattım’ 
27 yaşındaki mağaza görsel tasarımcısı Serhat, şubatta Haydarpaşa GATA’dan istenen aile görüşmesine annesini götürmüş. “Klasik Türk annelerinden değildir” dediği annesi Sevda Hanım anlatıyor: “Konuştuğum genç, deneyimsiz bir psikologdu. Önce ‘Oğlunuz makyaj yapıyor mu?’ diye sordu. Hiç yapmamasına rağmen ‘Evet, ara sıra fondöten kullanıyor’ dedim. Oğlum feminen değil, ama belli ki onlar eşcinsel deyince böyle bir şey hayal ediyor. Sanki takım elbiseyle gezen erkekler eşcinsel olamaz! Yapılan hiç etik değil, ben rahat bir anneyim ama bu sorgu faslının birçok anne-baba için çok kötü bir deneyim olacağı kesin.” Anne sorgudayken Serhat’a gelen sorulardan bir kısmı da şöyleymiş: “Aktif misiniz pasif mi? Kaç kişiyle beraber oldunuz? İlk isimleri neler? Partnerlerinizi nereden buluyorsunuz? Kızlardan hiç hoşlanmıyor musunuz? Hoşlansanız iyi olmaz mıydı?..”

‘Erkek gibi adamsın, git yap aslanlar gibi’ 
Korhan, 25 yaşında, yönetmen. Önümüzdeki hafta GATA’da kurula çıkacak, fakat önce ailesinden biriyle konuşmak istiyor doktorlar. Korhan, babasının kalp hastası olduğunu, ailesiyle bu konuda konuşmadıklarını defalarca dile getirse de talep değişmemiş. Korhan, “Aileme 2007’de söylemeye çalıştım ama kaldıramadılar. Özellikle de babam… Bypass olmuştu zaten, çok üzüldüğünü görünce konuyu kapattım, bir daha konuşmadık” diyor. GATA’daki konuşmayı şöyle anlatıyor Korhan: “Uzman doktor, ‘Erkek gibi adamsın, ne diye gitmeyeceksin ki. Git yap aslanlar gibi’ dedi. ‘Anlamadınız galiba ben eşcinselim’ dedim. Bunun üzerine doktor, ‘Kimseye söylemezsen nereden bilecekler?’ dedi. Doktor daha da ileri gidip, ‘Ha ben rahat duramam diyorsun yani...’ deyince odadan çıktım. Dışarıdaki kâtip önümüzdeki hafta kurula çıkacağımı söyledi, elime bir kâğıt tutuşturdu. Belgede aile görüşmesine dair ibare yok ancak arkasında el yazısıyla doktorun yazdığı bir not var: ‘Mümkünse aile görüşmesi...”

‘Pembe Koğuş’ta bir hafta 
‘Yeterince efemine’ bulunmayan Özgür’den, önce aile görüşü istenmiş, sonra da GATA’nın psikiyatri bölümünde bir hafta yatması... Özgür, çalıştığı bardan izin alarak GATA’da geçirdiği bir haftayı anlatıyor: “Kimliğinizi elinizden alıyorlar. Bölüm binasının dışına çıkmak yasak, hatta bahçeye bile çıkamıyorsunuz. Cep telefonu da yasak. Sabah da erkenden kaldırıyorlar askeri usul. Psikiyatrla görüşüyorsunuz, bir de öğrenciler geliyor konsültasyonlara. En sonunda kırıtmaya, tırnağımı törpülemeye başladım. Normalde hiç yapmadığım şeyler, ama anca böyle ikna olacaklardı.” Özgür, her şeye rağmen hastanedeki bir haftayı askere gitmeye tercih ettiğini söylüyor ve ekliyor: “Taciz, tecavüz, her şey olabilir askerde. Bir arkadaşıma tecavüz etmişlerdi.”

Hakem Halil İbrahim Dinçdağ, eşcinsel olduğunu beyan ederek askerlikten muaf raporu aldıktan sonra hakemlik yapmasına izin verilmemesiyle gündeme gelmişti. Dinçdağ, askeri bürokrasinin çarklarına takılınca yaklaşık bir ay boyunca çeşitli hastanelerde yatmaya zorlanmış. “10 gün Sivas’ta, 10 gün Ankara GATA’da, 2011 yazında da iki gün Kasımpaşa’da yattım” diyor. Ankara GATA’daki deneyimi için ‘kâbus gibiydi’ tanımını yapıyor Dinçdağ: “Camlarda demir parmaklıklar var. Yan odada bir hasta geceleri kriz geçiriyordu, kapının arkasına dolap dayıyorduk uyumadan önce. Doktorlar, komutan edasıyla hastalara zulüm uyguluyor.”

Yasalara aykırı 
LAMBDA’nın avukatı Fırat Söyle, yönetmelikte ‘seksüel davranış bozukluğu’nun nasıl saptanacağına dair hiçbir bilgi verilmediğini, bu yüzden ‘çürük raporu’ almak isteyen geylerin her hastanede farklı ve keyfi uygulamalara tabii tutulduğunu anlatıyor. “4-5 yıl önce rektal muayene yapılırdı, ilişki sırasında çekilmiş fotoğraf istenirdi. Bunlar basının dikkatini çekince vazgeçildi. Son birkaç yıldır aile görüşü isteniyor. Bir de hâlâ kişide ‘hastalık olup olmadığının’ anlaşılması için en fazla iki hafta, çoğunlukla 3-5 gün arasında hastanede kalıyorsunuz” diyor. Söyle, uygulamaların özel hayatı deşifre ettiği için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesini, ayrıca anayasa ve ceza kanununda da yer alan özel hayatın gizliliği ile ilgili maddeleri ihlal ettiğini belirtiyor. Söyle, haklarını aramak isteyenlere “Bunun AİHM’ye kadar yolu var” tavsiyesinde bulunuyor. (...)
Haber Bağlantıları; http://www.radikal.com.tr/Pembe Tezkere yeni dönem

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde eşcinsellere yönelik uygulamalar bir belgeselle BBC’nin gündemine geliyor. 15 yıldır BBC Türkçe servisinde çalışan yapımcı Emre Azizlerli’nin İngilizce hazırladığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eşcinsellere yönelik uygulamasını konu alan ‘The Pink Draft/Pembe Tezkere’ bugün BBC Dünya Servisi’nde, ardından BBC Radio 4’un belgesel kuşağında yayımlanacak. Telefonla ulaştığımız Azizlerli, Genelkurmay’ın, askerlik yapmak istemeyen eşcinsellerden cinsel yönelimlerini ispat için kanıt fotoğraf istenmediği yönünde bir açıklama yaptığını ama belgesel için görüştüğü kişilerin deneyimlerinden bu uygulamanın halen devam ettiğinin görüldüğünü söyledi: “Bu tamamen şansa, hangi hastanede, hangi doktora çattığınıza bağlı ama halen devam ediyor. Pornografik çekimin de halen istendiğini söyleyen eşcinseller var. Pornografik olmasa da kadın kıyafetleriyle resim istendiğini söyleyen hatırı sayılır sayıda eşcinsel var.”
Program için Genelkurmay’a da başvurduklarını ama bu talebin karşılanamayacağı yönünde bir açıklama yapıldığını söyleyen Azizlerli “Askeri hastanelerle görüşmek istedim. Onlar da konuşamayacaklarını, Genelkurmay’dan izin almaları gerektiğini söylediler” dedi.
Programda askeriyenin de bakış açısına yer vermek için emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu’yla görüştüklerini söyleyen Azizlerli, Kuloğlu’nun da Genelkurmay açıklamasını yinelediğini, eşcinsellerin orduda istenmediğinin ama bunun söylenmediği sürece askerlik yapılabileceğinin iddia edildiğini belirtti Azizlerli, “Psikolojik test uygulanıyor diyor. Ama cinsel yönelimin ispatı yok modern psikiyatride. O psikolojik testler bir anlamda bilimsel bir kisve diye düşünüyor benim konuştuğum psikiyatristler. Çünkü cinsel yönelimi anlamanın bir yolu yok. Olmadığı gibi etik de kabul edilmiyor böyle bir şey zaten” diye konuştu.
Haber Bağlantıları; http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1083010&CategoryID=79



Uğur Vardan, Stargazete'nin yazarı İhsan Kabil'in "Tartışmaya ‘açık’ filmler" yazısıyla, lgbt filmleri Kültür Bakanlığı'na ispiyonladığını yazıyor...

Nasıl bir noktaya geldik böyle? Geçmişin 'derin görünümlü' kültür-sanat erbabı, artık ihbarcılığa soyunuyor, festival filmlerini topluma ve bakanlığa ispiyonluyor. Yeni bir 'İhbar hattı


İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül’ün, KAOS GL’nin düzenlediği bir toplantıya katıldığı için “Üskül’ün tercihi sapıklardan yana” başlığı atan Yeni Akit (Vakit) gazetesini tazminata mahkûm etti. Yerel mahkemenin verdiği beraat kararlarını bozan Yargıtay, basın özgürlüğünün kişilik haklarının ihlali anlamına gelmediğine vurgu yaptı. ...

 KAOS GL Derneği Yeni Akit ve Arseven aleyhine tazminat talebiyle dava açtı. Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesi “Üskül’ün tercihi sapıklardan yana” başlıklı haberi, Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesi de Arseven’in yazısını ‘eleştiri sınırları içinde’ görerek açılan davayı reddetti. Kararların temyiz incelemesi Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapıldı. Daire, iki mahkemenin verdiği kararı da bozdu. Bozma kararında basın özgürlüğünün kişilik haklarının ihlal özgürlüğü anlamına gelmediğine vurgu yapıldı. KAOS GL’nin ‘farklı cinsel tercihi olanların haklarını savunan bir dernek’ olduğu belirtilen kararda Zafer Üskül’ün de bu konudaki taleplere ilgi gösteren bir milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı olarak toplantıya katıldığı kaydedildi. Yazıda farklı cinsel tercihlerde olanlarla ilgili eleştiri sınırını aşan ve hakaret içeren ifadeler kullanıldığına dikkat çeken Daire, yazar ve gazetenin tazminat ödemesine hükmetti. ...Radikal- Tamamı

Akit: 4.000TL Yazarı Serdar Arseven: 2.000TL tazminat ödeyecek.


Haber Bağlantıları;
Eşcinsellere sapık ve dönme demek hakarettir-Radikal 09.01.2012
Dönmelere Teminat Veren Bir Ak Partili -Haber Vaktim
Yıldırım Türker 26.05.2008 Köşe Yazısı - LGBT Raporu
Küçük İskender -Bizden Tiksiniyorlar -OdaTv 10.06.2008




Bu ülkede bir İçişleri bakanı bunları söylüyorsa hangi eşcinsel ya da hangi gayrimüslim kendini güvende hissedebilir? Bu ifadelerden birilerinin vazife çıkarmasına şaşılacak bir yerde yaşamıyoruz neticede.  





Haber Bağlantıları;

Hayatımızın Bakanı - Özgür Mumcu Radikal

Posta kutusuna düşen mesajın başlığı ‘Lezbiyen terapi’ydi. Hüseyin Kaçın isimli psikolog, mahir olduğu terapi türünü tanıtıyordu.
Kişisel web sitesinde ‘sigara bırakma’, ‘sosyal fobi’ ‘sınav kaygısı’ gibi konu başlıklarından ayrı olarak ‘eşcinsel terapi’ bölümü açılmış. Şöyle diyeyim, www.escinselterapi.net yazdığınızda, doğrudan www.huseyinkacin.com açılıyor. Bu terapi çeşidi, o derece alametifarikası yani kendisinin.
Sitenin forum kısmında kâh psikoloğumuzun kaleminden, kâh kendisine başvuranların ağzından dökülenleri okuyabiliyorsunuz. Şüpheci yanımı bastırıp orada okuduğum bütün hikâyeleri doğru kabul edeceğim. Mesele başka çünkü... Devamı-Tamamı-Radikal /Pınar Öğünç

Uluslararası Af Örgütü, 'Ayrımcılıkla Mücadele' yasa tasarısına lezbiyen, gey, biseksüel ve transların da (LGBT) dahil edilmesini istiyor . Örgütün Türkiye raportörü Andrew Gardner: "Ayrımcılık yapan ayrımcılıkla mücadele yasası olmaz"

Popüler bir mağazadaki soyunma kabinine girmelerine izin verilmiyor. İngilizce öğrenmek için başvurdukları kursa ‘yer olmadığı’ için kabul edilmiyorlar. Evden kuaföre yürürken sokakta durduruluyor, ‘kamuyu rahatsız etmekten’ 69 lira ceza yiyorlar. Tutmak istedikleri evin kirası bir anda iki katına çıkıyor. Polisten şiddet görüyorlar ama Taksim İlkyardım yaralarını belgelemeyi dahi reddediyor.
Ahmet bir gece evden dondurma almak için çıkıyor, vurularak öldürülüyor. Sokakta, aylardır onu gey olduğu için ölümle tehdit eden babasının bir arkadaşının arabası görülüyor. Ahmet öldükten ancak üç ay sonra hakkında tutuklama emri çıkarılan baba, çoktan kayıplara karışmış. Hepsinin tek ortak noktası lezbiyen, gey, biseksüel ve trans olmaları.
Sabancı Üniversitesi’nin bu yılki araştırmasına göre iki kişiden birinin ‘Eşcinselle yan yana yaşamak istemem’ dediği ülkemizde bir şeylerin yolunda gitmediği bariz.
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’deki LGBTT bireylerin (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, travesti) durumunu özetlediği raporu hazırlamak için ülkenin dört yanından 80 kişiyle konuştu (İçişleri Bakanlığı, Emniyet Müdürlüğü ve Beyoğlu Belediye Başkanlığı Af Örgütü’yle görüşmeyi reddetti).
Raporda trans olduğu için sekiz ay boyunca abisi tarafından odasındaki kalorifere zincirlenen Diyarbakırlı Irmak’ın, gey olduğu için askerlikte bölüktekilerden ayrı bir koğuşa kapatılan İzmirli Asil’in, polis tarafından sokakta durdurulup copla dövüldükten sonra bir otoyola bırakılan seks işçileri Ebru ve Elçin’in hikayeleri var.  Radikal >>
 

HAKKI DEVRİM

Mana gelmez, evet ama ben Erdoğan'ın, Kılıçdaroğlu'nun, Bahçeli'nin mektuplarından daha çok ilgi duyarak, onları anlamaya çalışıyorum.

Yaşı benden küçük, yaşıtım, babam, hatta dedem yaşında eşcinsel dostlarım oldu. Gene de konu hakkında fazla –diyelim ki gerekli ve yeterli- bilgi sahibi değilim. Büyükler bu bahse hiç girmemeyi tercih ederlerdi. Lise yaşlarımda ve Ortaköy’de, daha çok bu yanıyla anılan her yaştan tanıdıklarım oldu. Konusu eşcinsellik olan bir tartışmaya, bırakın katılmayı, şahit olmam bile pek nâdirdir.
Bizim evin, ailenin konusu da değildi bu. Gene de bir fikir vermek için hatırımda örnek var. Babam sordu bir gün, ben üniversitedeydim:
-O senin sevdiğin, adını çok andığın hoca için ahlaksız diyorlar. Aslı var mı bu söylentinin?
-Evet, demekle yetindim. Nasihat vermeye meraklı bir baba olsaydı, bu kısa konuşmanın ardı nasıl gelirdi, bilmiyorum.
Babam o kadarla kaldı. Ben de ona:
-Biliyor musunuz, eşcinseller diğerlerinden, yani normal bildiklerimizden daima daha zeki, okur-yazar ve ilgi çekici oluyorlar, diyemedim.
O tarihlerde eşcinsellere yakıştırdığım pek yukarıdan bir açıklama konusunda ben de babamı biraz aydınlatmaya cesaret edemedim. Oysa yaşıtlarıma söyler dururdum:
-Evet onlar daha zeki, daha kültürlü ve ilgi çekici oluyorlar. Çünkü onların toplumla tokuşması çok erken yaşta başlıyor. Normal dediklerimizden daha okur yazar, daha cevval, daha eğlenceli olmalarının sebebi de bence bu.
Yıldırım, genç olsan da bu dediğimi sen anlarsın. Tokuşmak fiilini kullanmışken, araya Şeyh Gâlib’den bir beyt sıkıştırmayı da ihmal edemem:
Kitâb-ı Mesnevî’si âyet-i ders-i hikmettir/Tokuşmuş mevc mevce kulzüm-i aşk muhabbettir.

Bana gelmez öyle güzel mektuplar
Eşcinsel bir genç adam, Yıldırım Türker’e Allah için çok içten ve güzel bir mektup yazmış. Rahatsızlığını, sıkıntısını ona anlatmış. Radikal okurlarına usta kalemiyle aktardı o mektubu Yıldırım. Dikkatle, duya-anlaya okudum o satırları. (Radikal, 27 haziran).
O yazıdan etkilenen 28 yaşında bir avukat, gene eşcinsel bir genç adam. Yıldırım’a yazdığı e-mail’i Ayşe Arman’a da göndermiş. Ayşe yayımladı (Hürriyet, 29 haziran), bu sayede ben onu da okudum.
Bakın ne diyeceğim, Yıldırım’ın ve Ayşe’nin okurlarının duyarlılığı ve sıkıntıları, beni Tayyip, Kemal, Devlet, Ahmet beylerin meselelerinden ve dertlerinden daha çok ilgilendiriyor. Siyaset haberlerini okuduktan sonra, bu iki mektuptan sonra olduğu gibi... gazeteyi bırakıp sırtlığa yaslanarak uzun uzun düşünme ihtiyacı duymuyorum. Aslında çoğunu da okumuyorum.
Bir ertesi nesil köşekadıları olarak Yıldırım’a da, Ayşe’ye de teşekkür ederim. Bana böyle mektuplar gelmez tahmin edeceğiniz gibi. >>Kaynak
 

İstiklal Caddesi'nde Onur Yürüyüşü için binlerce lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, travesti ve destek verenleri, 'eşcinsellik 22. yüzyılın meselesi' diyen milletvekillerine, 'eşcinsellik hastalık' diyen bakanlara inat yürüdü. Hazırlıktan sonuna kadar 25 yaşındaki trans aktivist Eylül Yıldız'la birlikteydik. Yıldız, "Yılda tek bir gün fark edilmek için giyindim. Buradayım demek için. Özgürlük için" diyor

"Hayatımın en güzel günü"ELİF İNCEArşivi

Eylül, Onur Yürüyüşü için aldığı kostümü çantasından çıkarıyor: Fıstık yeşili, fırfırlı, transparan bir büstiyer ve minnacık yeşil bir şort. Altına da siyah, bilekten bağlı ince topuklu ayakkabılarını giyecek. “Topuklularımın üzerine otrişler saracağım, dizlerime kadar. Gidip otriş bulmamız lazım” diyor telaşla. O zaman istikamet, Atlas Pasajı.
Pasajdaki kostümcüde rengarenk otrişleri avuçluyor manikürlü elleriyle. Sonra siyah, tüylü bir maske beğeniyor. “30 lira mı? Yok artık?!” En sonunda büstiyeriyle aynı renkte bir perukta karar kılıyor. Bacaklara sarmak için de fuşya, siyah ve yeşil otrişler… “Çok renkli olsun, dikkat çeksin!” diyor. Otrişlerin tanesinin 15 liradan satıldığını duyunca gözlerini satıcıya dikiyor, kızıyor gibi yapıyor: “10 liralık şeyi 15 liradan satıyorsun… Sonra da travesti terörü der durursunuz!” Satıcı gülüyor, “Hadi sana 10 lira olsun” diyor.
Sırada file çorap var. Yan dükkanda bulduğu bir çorabı evirip çeviriyor, “Ama bacak boyum çok uzun, olur mu bunlar bana?” diye soruyor kasadaki kadına. Kadın şaşkın, Eylül’ün incecik, upuzun bacaklarına bakıyor, “Valla bilemedim,” diyor. Sonunda file çorabı da alıyor ve modifiye kostüm atölyesine yetişmek için LAMBDA İstanbul’un (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Travesti, Transseksüel Dayanışma Derneği) yolunu tutuyor.
25 yaşındaki Eylül, kendi deyimiyle 1.5 yıldır ‘trans kimliğiyle’ dolaşıyor. “Açılma cesaretini bulamadan önce, çok feminen bir geydim” diyor. “Ama o şekilde mutlu değildim. Ya olmadığım biri gibi devam edecektim hayata, ya da olduğum gibi, bir kadın olarak devam edecektim.” En sonunda, yakın bir arkadaşının desteği ile açılmaya karar veriyor. “Bu bir cesaret işi” diyor. “Trans kimliğinle dolaşmaya başladıktan sonra her an bir başkaldırı yapman gerekiyor. Pankart gibi dolaştığını düşün!”
Eylül, Eskişehir’deki LGBTT oluşumu MorEl’in en aktif üyelerinden. Geçtiğimiz hafta sonu Onur Haftası için İstanbul’a geliyor, pazar günü Trans Onur Yürüyüşü’ne katılıyor. Ama haftanın büyük finali bugün. İşte bugün ‘pankart gibi’ dolaşmak istiyor Eylül. Trans olduğunu fark edince kirayı iki kat artıran ev sahiplerinin, yüzüne kapıları çarpan işverenlerin, onu ve arkasındaki desteği görmesini istiyor. “Eşcinsellik 22. yüzyılın meselesi” diyen milletvekillerine, “eşcinsellik hastalık” diyen sağlık bakanlarına inat, yürüyor. Varlığının kanunen tanınmasını, LGBTT bireylerin de anayasada ayrımcılığa karşı korunmasını istiyor. “Bütün yıl bu günü bekliyorum” diyor LAMBDA’nın merdivenlerini seke seke çıkarken. İlk kez bir yürüyüşte kostüm giyeceği için çok heyecanlı, her şey mükemmel olsun istiyor.
LAMBDA’nın en üst katında tam bir cümbüş var. Herkes kostüm hazırlığında. Yerlere rengarenk kumaşlar saçılmış. Balkonda bir grup ellerinde davullar, ziller, düdükler, çanlarla samba çalıyor. İtalyanı da burada, İranlısı da. Yüzlere simler sürülüyor. Popolara otrişler bağlanıyor. Boyunlardan papyonlar, kumaşlar sarkıtılıyor. Ça ça! Çığlıklar, zılgıtlar, danslar. Herkes ter içinde sıcaktan, ama kimin umrunda? ‘Makas kimde?’ ‘İp var mı?’ ‘Nasıl oldum?’ ‘Ay çok sıcak, fanı buraya doğrultun!’
Eylül’ün kostümü üzerinde Eskişehir’den dört kişilik bir ekip çalışıyor harıl harıl. Bir bacağa siyah otriş sarılıyor. ‘Diğer bacağa yeşil mi sarsak?’ diyor Eylül. Oylamayla tek bacakta otrişte karar kılınıyor.
‘Siyah bir göz kalemi bulalım şimdi!’ ‘Tamam mı annem?’ ‘Çengelliiğne istiyorum!’ ‘Saç spreyi olan var mı?’ ‘Sigaran var mı asıl?’ ‘Zımbayı ver!’ ‘Nasıl oldum?’ ‘Göz makyajını daha fazla abartmaya gerek yok di mi?’ ‘Annem senin ben kanatlarına bayıldım.’ ‘Ben herkesi kanatlarımla kandırıyorum zaten.’ ‘Tamam tatlım.’ ‘Tel tokası olan?’

Eylül, seks işçiliği üzerine bir sempozyumda tanıştığı Fransız arkadaşına da kedi makyajı yapıyor. ‘Open your eyes!’ diyor otoriter bir tavırla. Yavaştan davullar başlıyor yine. Tokayı ver. Hırkayı al. Peruk düşecek mi kafamdan? Filkete lazım! ‘Ye beni bebeğim, bitir beni!’ Balkondaki şarkı bitiyor. Bir alkış kopuyor. .....>>

YILDIRIM TÜRKER

27/06/2011
Karşılaştıkları saldırılar nitelik değiştirmemiş olsa da eşcinsellerin toplumsal görünürlük konusunda geldikleri nokta meydanlardan okunabilir.


Geçen yıl binlerce kişinin katılımıyla ilk olarak gerçekleştirilen LGBT bireylerinin özgürlüğü için dayanışma yürüyüşünün (gay pride) ardından dün de binlerce kişi sokaklardaydı.
Bu arada geçen hafta Uluslararası Af Örgütü, ‘Ne bir hastalık ne de bir suç—Türkiye’de Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans Bireyler Eşitlik İstiyor’ başlıklı kapsamlı raporunu yayımladı.
Raporda, hükümetin kimi hak alanlarında açılımlara imza atmasına karşın Türkiye’de son yıllarda iyice güçlenen LGBT özgürlük hareketi ve genelde LGBT bireylerine yönelik düşmanca tavrının altı çiziliyor.
Kadın ve Aileden sorumlu Bakan Aliye Kavaf’ın şanlı ‘tedavi gerektiren hastalık’ tanımı üstüne yükselen protestolara kulak asmayıp özür dilememişliğinden dem vuruluyor. Bu arada hükümetin bol yumurtalı unsuru Burhan Kuzu’dan da müthiş bir alıntı var: “Anayasa çalışmaları sırasında eşcinsellerin de talepleri oldu. Halen de geliyor. İstiyorlar diye verecek miyiz? Şu anki koşullarda mümkün değil, kamuoyu buna hazır değil.”
AKP hükümeti lütfedilecek haklar olarak görüyor eşcinsellerin eşit haklara sahip olma talebini.
En büyük rahatlıkla nefret suçlarının işlenebildiği ve işleyenin yanına kar kaldığı alan, eşcinsellere yönelik haklar zeminidir. Bakanın teşhisi üstüne kimi kendine demokratların, ‘hastalık değil, günah’ fetvasında bulunmasını her yıl onlarca LGBT bireyinin nefret cinayetlerine uğradığı bir ülkede ‘fikir ve inanç özgürlüğü’ olarak adlandırabilmesi de henüz yolun çok başında olduğumuzu gösteriyor.
LGBT bireylerinin örgütlü özgürlük mücadelesi yine de epeyi yol kat etti. Karşılaştıkları saldırılar, nefret ve düşmanlık nitelik değiştirmemiş olsa da eşcinsellerin toplumsal görünürlük konusunda geldikleri nokta meydanlardan okunabilir.
Ben de 1995 yılında, “II. AIDS’le Savaşım Kongresi’nde yapmış olduğum ve o yıl, itirazı olan herkesin çok şey borçlu olduğu Expres dergisinde başlattığımız GL sayfasında yayımlanan konuşma metnini, bunca yıl sonra, belki alınan yol hakkında bir fikir verir düşüncesiyle, paylaşmak istiyorum. Konuşmanın adı şuydu:

Tamamı Kaynak

Efsane oyuncu Catherine Deneuve eşcinsel haklarını savunan dergi için verdiği pozda kandırılmış
François Ozon’un son filmi ‘Potiche’de başrolü üstlenen efsane oyuncu Catherine Deneuve, eşcinsel haklarını savunan Fransız Tetu dergisinin kapağında ‘cougar’ olarak çıplak bir erkeğin yanında gülümserken mutlu görünüyor. Ancak işin iç yüzü farklı! Genç manken Johan Akan’la poz veren Deneuve, sonucu beğense de kandırıldığını söylemekten geri durmuyor. 67 yaşındaki oyuncu “Ozon’la fotoğraflanacağımızı söylemişlerdi. Sete geldiğimde çırılçıplak genç bir erkek bekliyordu beni, yönetmenimse piyasada yoktu. O zaman durumu anladım ve isyan ettim: ‘Ben Mae West değilim, çıplak erkeklerle poz vermek istemiyorum’ nidalarıyla ufak çaplı bir ‘rezalet’ çıkardım. Ama fotoğrafçı Satoshi Saikasu’nun çok yetenekli olduğunu biliyorum, onun için birkaç saat içinde fikre alıştım. Genç adam da gözüme masum göründü. Bir kenarda kalçasını, göğsünü kremliyor, şaşkın bir ifadeyle bana bakıyordu” diye anlatıyor çekim gününü. Dünyanın en ünlü kadınlarından biriyle poz veren Akan ise hâlâ şaşkın; “Aslında ona ne kadar hayran olduğumu söylemek istiyordum. Ama cesaret edemedim. Sersem gibi görünmekten korktum, sustum” diyor.


25/10/2010 2:00
Afrika’da eşcinsellere karşı önyargı ciddi bir sorun. Uganda’da dört kişi, bir gazetede yayımlanan ‘en ünlü 100 homo’ listesinde yer almaları sonrası saldırıya uğradı. Kıtadaki eşcinsel karşıtı şiddetin sadece son örneği bu. 
Saldırılar, Uganda’da geçen yıl HIV taşıdığı halde eşcinsel ilişkiye girenler için ölüm cezası öngören bir yasa tasarısının sunulmasının yıldönümünde gerçekleşti. Önerilen yasa, ‘eşcinsel hakları’ ifadesini yasadışı kılıyor ve bir eşcinseli polise bildirmemeyi suç sayıyor. 

YILDIRIM TÜRKER (Arşivi)
Mahalle baskısı üstüne birkaç yıl önce Binnaz Toprak’ın çalışması epeyi yankı uyandırmıştı. Toprak’a saldıranların çoğu muhafazakârların büyük devrimlere hazır olduğunu, Kemalist statükonunsa bu gelişimi baltalamak için binbir dereden su getirerek paranoya körüklediğini savlıyordu.
Kemalist statüko ve yandaşlarının kör inkarcılığının ayna yansıması, liberal acilcilerde de görülüyordu. Görülüyor hala. Muhafazakâr devrimcilerle kol kola demokrasi yolunda hızdan başı dönmüş liberallerin muştuladığı yeni dünyaya çok uzağız elbette. Geçenlerde patlak veren televizyon dizilerindeki ahlaksız cüretkarlık tartışmaları tam da zamanında yetişti.
Öncelikle Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisindeki tecavüz enine boyuna didiklendi. Aile saatinde yayınlanmış olması muhafazakârları öfkelendirdi. Seyircinin özellikle o sahneye göstermiş olduğu yoğun merak kimilerince ahlakın çöküşü-kadının metalaştırılması gibi farklı başlıklar altında tartıldı.
“Kötü örnek olabilir”ciler ayağa kalktı. Bu toplumun fevkalade yaygın bir sorunu olan tecavüzün televizyonda “canlandırılması”, inkarcıların canını sıkıyor elbet. Onlar, kahraman erkeklerin yanpiri yürüyüşlerini, silahları ve raconlarıyla dünyayı düzene sokmaları karşısında itiraz yükseltmeyenler. Sıradan, normal şartlar altında başrollerde oynayacak eli yüzü düzgün oyuncuların, “iyi aile çocuklarının” toplu tecavüzü, elbette bu toplumun yüzleşmekten korkacağı bir gerçekliktir.
Ama doğal sansürcüleri çileden çıkaran, bir erkek kahramanlığı dizisinde, kötü taraftan iki erkeğin yatakta “yarı çıplak” görünmeleriydi.
Blogger tarafından desteklenmektedir.