Uluslararası Hak Örgütlerinden Trans Aktivistlere Destek

Yedi uluslararası insan hakları örgütü, polis şiddetine suç duyurusunda bulduktan sonra "polise görev yaptırmamak için direnme ve hakaretten" hapis cezası alan Pembe Hayat üyeleri için devlet yetkililerine bir mektup yolladı.
Ankara - BİA Haber Merkezi
02 Kasım 2011, Çarşamba
Uluslararası Trans Patolojizasyonunu Durdurma Kampanyası kapsamında yedi uluslararası insan hakları örgütü, polis şiddetine suç duyurusunda bulduktan sonra "polise görev yaptırmamak için direnme ve hakaretten" hapis cezası alan Pembe Hayat üyeleri için devlet yetkililerine bir mektup yolladı.
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün'e gönderilen mektupta, "Türkiye Hükümeti'nin bu kadınlara karşı yapılan tüm suçlamaları düşürmesi, polisin gücünü kötüye kullanmasına izin veren muğlak yasaları düzeltmesi ve trans bireylerin güvenlik ve refahlarını iyileştirme konusunda somut adımlar atmayı taahhüt etmesini" istendi.
Mektupta yaşananların "trans bireylere karşı polis ve mahkemeler tarafından uygulanan sistematik ayrımcılığı ispatlar nitelikte olduğu" belirtildi.
Yetkililere, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg'ün nefret suçu yasasının hayata geçirilmesine yönelik tavsiyesi, 2011 İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin LGBT bireyler dahil olmak üzere tüm azınlıklara gerçek bir koruma sağlama konusundaki zorunluluğunun vurgulanması, Avrupa Parlementosu'nun 10 Şubat 2010'da,  Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde LGBT bireylerin korunmasının müzakere edilemez bir şart olduğunu söylediği ve son olarak Türkiye'nin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılığa karşı mücadele konusundaki tavsiyeleri üzerine bu yükümlülükleri kabul ettiği hatırlatıldı.
Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu (IGLHRC), COC Hollanda, Trans* Eşitliği için Küresel Hareket (GATE), Uluslararası Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği Avrupa Bölgesi (ILGA-Avrupa), Transgender Avrupa (TGEU), ARC-International ve STP 2012, Uluslararası Trans Patolojizasyonunu Durdurma Kampanyası tarafından imzalan mektupta talepler şöyle sıralandı:
* Buse Kılıçkaya, Selay Tunç ve Naz Güdümen'e bu davayla ilgili olarak yöneltilen tüm suçlamalar düşürülmeli.
* Polis ve mahkemelerin trans bireylere karşı kanunun uygulaması adı altında yaptığı ayrımcı muamelelere karşı bağımsız bir soruşturma açılmalı.
* Sık sık trans bireyleri hedef almakta kullanılan yasalar düzeltilmeli ya da kaldırılmalı.
* Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile polisin yetki ve görevleriyle ilgili diğer yasalar, polisin trans bireyleri, insan hakları savunucularını taciz etmesini engelleyecek ve polisi yaptıklarından sorumlu tutacak şekilde değiştirilmeli.
* Türkiye Hükümeti trans kişilerin haklarını koruyan bir yasa ile homofobi ve transfobi kaynaklı nefret suçlarını yasaklayan bir yasa da dahil olmak üzere, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de içeren ayrımcılık karşıtı yasaları TBMM'den geçirmeli.
* Trans bireyleri de içeren cinsel azınlıklara nasıl muamele edileceği konusunda, gelecekte LGBT kişilere karşı meydana gelebilecek polis tacizi, saldırıları ve kötü muameleleri engellemek adına  kanun güçlerindeki memurlara geniş kapsamlı bir eğitim verilmeli.(ÇT)

Internet dostluklarının dünyayı sardığı bir dönemde fanzin dostluklarının dayanılmaz cazibesini sunan ve 'ilk aşkı zor olan herkese' ithaf edilen Zor Sevgiler, çok güzel ve sıra dışı bir aşkı anlatırken, bir yandan da yetişkinlerin dünyasına adım atmaya hazırlanan yalnız ve kafası karışık John'un büyümenin acılarıyla tanışmasını, kimliğini ve yaşamdaki yerini keşfetmeye çalışmasını da anlatıyor. "Sen kendini bilmiyorsan başkaları seni nasıl tanısın?"
Annesiyle babası o henüz çocukken ayrılmış olan John'un hem onlarla, hem de çevresiyle iletişimi yok denecek kadar azdır; üstelik annesinin 'bulaşık suyu artığı' erkek arkadaşından nefret etmektedir. Henüz cinsel kimliğinin de yeni yeni farkına varmaya başlayan, fakat sorunlarını kimseyle paylaşamayan John'u hayata bağlayan tek şey 'fanzin'lerdir. Edebiyat dünyasının en özgür yayını olan ve evlerde hazırlanıp fotokopiyle çoğaltılan bu dergiler, hem John'un, hem de kendi yaşındaki diğer gençlerin yaşamında çok önemli bir yer tutar. Varoluşlarını ve bastırılmış isyanlarını, televizyonda başkalarının hayatlarını seyrederek değil, kendi hayatlarını irdeleyerek ortaya koymayı tercih eden gençler, bu dergileri kendi aralarında değiş tokuş ederken ister istemez arkadaşlık da kurmaya başlarlar.

Zor Sevgiler: Ellen Wittlinger
"Bu yazıyı her okuyuşumda, sanki bu hiç tanımadığım insanın tek tek bütün katmanlarının içine, kendi içime baktığımdan çok daha derinlere baktığımı hissediyorum. Ben de böyle yazmak istiyorum. Hatta belki de onun gibi olmak istiyorum."
'Duygulara bağışık' olduğunu düşünen ve 17 yaşına dek hiçbir kızın elini tutmamış olan, hatta kızlardan hoşlanıp hoşlanmadığından bile emin olamayan John, bu değiş tokuş sırasında belki de ilk kız arkadaşıyla, Marisol'le tanışır. Bu oldukça zor bir aşktır, zira marjinal kız Marisol de aynen John gibi kimliğini çözme telaşındadır.
"Sanırım kaçıp kurtulma isteği duymadan büyüyen insanlar da var, ama ben böylelerini tanımıyorum… Annemin giremeyeceği bir dünyaya ihtiyacım var. Engelleri, onun elinden tutmadan, kendi kendime aşmalıyım. Artık onun bebeği değilim. En iyi arkadaşı da değilim. Yalnızca kızı olmak istiyorum; ama daha sonra, Marisol'ün kim olduğunu bizzat çözdükten sonra…"
Artık yaşamı Marisol'den önce ve Marisol'den sonra olmak üzere ikiye ayrılan John, bir yandan annesi, bir yandan babası ile iletişim sorunu yaşarken, Marisol'ün çekiciliğinde kendini de keşfetmeye başlar. Dahası iletişim kurmada yazı yazmanın çok önemli bir yöntem olduğunu fark eder.
Kendisi gibi insanlar olduğunu görmesi ve onlara dışardan bakabilmesi John'u kendi hayatını da çözmeye itecektir. Bütün o içinde debelendiği sorunlar, büyük ve hiç dinmeyecekmiş gibi görünen bir fırtınaya benzer, durup dinlenmeden onu parçalara ayıracak bir hortumun ortasında kalmak gibidir. Ne var ki o fırtına da sonunda diner ve o hala ayaktadır. "Hortumun içindeki günlerime pişman değilim," der John'un fanzindaşlarından Diana. "Çünkü bugünkü kimliğimi ona borçluyum; her şeyin üstesinden gelebileceğini bilen biri. Eğer yaptığın veya sebep olduğun hiçbir şeyden pişmanlık duymuyorsan, geçmişini eşelemekten vazgeçiyor ve umutla ileriye, önündekilere bakmaya başlıyorsun."
Amerikalı yazar Ellen Wittlinger, hemen her genç edebiyat ödülünü toplayan kitabı hakkında son derece mütevazi davranıyor. "Ben sadece aynı dönemden geçmiş, fakat yaşadığı hiçbir şeyi unutmamış olan biriyim, hepsi bu," diyor. "O yaşlarda sonsuz bir yalnızlık hissi içindeydim. Sanki herkesten farklı ve dışlanmış gibiydim. Sonradan gördüm ki o yaşlardaki herkes aynı şeyleri hissediyormuş, ama işin içindeyken bunu göremiyorsunuz."
Gerçek bir Salinger hayranı olan Wittlinger, kitabını yazarken sık sık genç fanzin yazarlarının fikirlerine başvurmuş. Özellikle arkadaşının kızı olan 15 yaşındaki Colette (Dışı Sarı, Tadı Kırmızı adlı fanzinin yazarı) fanzin dünyasının incelikleriyle ilgili önemli yardımlarda bulunmuş. Bunun dışında kitabın içeriğine olduğu kadar dizaynına da çok önem veren Wittlinger, hem kapak, hem de iç sayfalar için gerçek fanzin üstadlarıyla çalışmış. (Türkçesi Günışığı Kitaplığı'ndan çıkan kitabı okurken, orjinal baskıdaki fanzin tadını hemen fark edeceksiniz.)
Peki ya 'Aşk'?
İşte bunun en güzel cevabını yine kitabın kendisi veriyor:
"Zor aşktı, zordu her adımı atmak,
Zordu sana yakın olmak, daha da zordu uzaklaşmak,
Ve yok olunca bugün bütün yıldızlar ve duygusal şarkılar azalarak,
Şarkısını söyleyecek başka ne kaldı ki, yalnızca zor aşk."
iştegenç




On8Kitap'Ellen Wittlinger’la-bir-sohbet (31.10.2011)


Zor Sevgiler 2002′de kitapçı raflarında yerini aldığında, birçok göz  bu kitabı muhtemelen “göremedi” bile.  Aynı Harry Potter’daki Diagon Yolu’na ulaşmak için girmeniz gereken o ufacık, köhne meyhane gibi. Yoldan geçenlerin “bir şekilde” göremediği o meyhaneyle, rafların arasında yürürken gözden kaçan bu kitap arasında çok da fark yoktu aslında. İkisinde de algı, olmasını beklemediği şeyi algılayamamıştı. Çünkü Zor Sevgiler yeniydi, çok bakımdan yeniydi hem de.
Bu romanı Türkiye’de yeni yapan özellik, – her ne kadar akla ilk gelen o olsa da- Marisol’un, yani başkahramanın lezbiyen olması değildi. Yalnızca bu değildi en azından, hayır. Bu roman Türkiye’de yeniydi çünkü ülke, genç okurlar için yazılmış, “farklı” bir kurmaca edebiyat türüne aşina değildi henüz. Çünkü Ellen Wittlinger’ın Türkiye’de yayımlanan bu ilk (ve şu an için tek) romanı, aynı zamanda edebiyatın bu özel türünün ülkedeki ilk örneklerinden biriydi.On8Kitap-Devamı

Tempo 2007'den beri devam eden proje için röpörtaj yapmış.
“Sayfalarımı Sana Açtım”



Bir şizofren, seks işçisi ve lezbiyen. Üçü de karşımızda. “Sor bana istediklerini” diyorlar. Onlar birer canlı kitap. Bilgi Üniversitesi Gençlik Çalışmaları Birimi ve Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın kurduğu Yaşayan Kütüphane’de önyargıları yıkmak için bulunuyorlar. Pek çok kişi tarafından ‘tabu’ olarak algılanan hayatlarını araladık, sarsıcı hikâyeleriyle tanıştık. Bu kitaplarda gizli saklı ya da kurgu yok. Her şey tamamen gerçek.

Bahar Dağlı / bdagli@doganburda.com
Fotoğraf: ALTAN AYKAN




YAŞAYAN KÜTÜPHANE NEDİR?
İlki 2007’de Barışarock Festivali’nde gerçekleşen Yaşayan Kütüphane, bir insan hakları projesi. Sadece etkinlikler kapsamında kuruluyor. Son olarak sekizinci kez bu yılın temmuz ayında düzenlenen kent festivali sun.day.sky’da iki günde 500’ün üzerinde okuma yapıldı. Toplumun ötekileştirdiği insanlara karşı önyargıları kırmak için okuyucularla buluşan kütüphanede dört ana kategori var: Etnik, sağlık, cinsel yönelim ve mesleki. Kitaplar, mutlaka sivil inisiyatif almış, bu alan üzerine çalışan gönüllü insanlardan oluşuyor. Önyargılar ise organizasyon yetkililerinin sosyal medya ve diğer network’lerde yaptığı titiz çalışmaya göre belirleniyor. Ayrıca okuyucuların doldurduğu değerlendirme formları da bir sonraki kütüphanenin konu başlıklarını oluşturmaya yardımcı oluyor. Okuma süresi yarım saat. Bir ‘Yaşayan Kütüphane’ kurmanın maliyeti 15 bin TL. Tüm maddi desteği sponsorlar sağlıyor. Bir sonrakinin ne zaman olacağı belli değil. Her an bir festivalde karşınıza çıkabilir. Detaylı bilgi için www.yasayankutuphane.net sitesini ziyaret edebilirsiniz.





Mine Yanat
Lezbiyen
Sabah 06:00 sularında askerden izne gelen genç erkek, İstiklâl Caddesi Yapı Kredi Bankası’nın önünden yukarı doğru yürüyor. Bardan çıkıp eve gitmek üzere aynı yolda yürüyen çifte gözü takılıyor. Dikkatle bakıyor. İkisi de kadın ve el ele tutuşuyor. Lezbiyen olduklarını anlıyor ve saldırıyor. Nöbetçi savcılığın yolunu tutan çift, saldırganı dava ediyor. Polis sessiz. Sonra ne kâğıt geliyor, ne de telefon. Olay, tarihe karışıyor. Mine Yanat, eliyle alnını işaret ediyor: “Adamın vurduğu yerdeki iz geçmedi. Görüyor musunuz?”

Kadın müdürün tacizi

Sadece bir saldırıyla kalsa iyi. 48 yaşında ve yaklaşık 20 yıldır eşcinsel haklarını savunuyor. LAMBDA’nın isim annesi. Eşcinsellikle ilgili neredeyse bir kitap kadar bilgiye sahip ve bu konuda etrafta en çok görünen isim. Zaten sosyal bir aktivist olduğu için Yaşayan Kütüphane’de okuyucularla buluşma fikri ona pek yabancı gelmemiş. Ancak “Yaşayan Kütüphane’de kitap olmak, eylem yapmaktan çok farklı” diyor ve bir anısını paylaşıyor: “Okuyucu olarak başörtülü bir kadın geldi. Karşıma beni düzeltecek bir erkek çıkmadığını, kendisinin beni doğru yola çıkaracağını söyledi.” Haliyle sinirlenmiş ve cevabı şu olmuş: “Senin de karşına seni düzeltecek bir kadın çıkmamış.” Hikâyesini dinledikten sonra böyle bir cevap vermesi normal geliyor. Bu yolda işini de kaybetmiş, ailesini de. Şu anda yatacak evi bile yok. Mecidiyeköy’de bir birahanenin üst katında kalıyor. Yarına Allah kerim. Esas işi, bilgisayar teknisyenliği. Hatta bu alanda Türkiye’deki ilk kadın. 10 yılı aşkın süredir mesleğini yapmıyor. Toplumdaki eşcinsel yaklaşımı şöyle özetliyor: “Erkekler gay’lerden nefret ediyor, kadınlar ise eğlenceli oldukları için seviyor. Ama onlar da lezbiyenlerden korkuyor, kendilerini taciz edeceğimizi düşünüyor.” Süreç her zaman böyle işlemiyor. Mesleğini bırakmasının sebebi, lezbiyen olduğunu öğrenen kadın müdürünün tacizi olmuş. “Bir yılbaşı gecesi beni evine çağırdı, gitmedim. Sonra üstüme çok iş yükleyerek, bezdirme politikası uyguladı. Yönetim Kurulu’na çıktım, durumu anlattım ve tazminatımı alarak işten ayrıldım.” Tacize uğrayan taraf, hep kendisi olmuş. Hatta bu zamana kadar platonik aşkı bile yok. İlkokuldaki ilk aşkı hariç. Gülerek anlatıyor: “Beşinci sınıftayım. Kız arkadaşıma âşık oldum. Yaramazlık da var. Bir kez tuvalette sıkıştırıp, öptüm. O da bana tokat attı.”

Liseye geçiyor. Yanında oturan sıra arkadaşıyla ciddi anlamda ilk ilişkisini yaşıyor. Sık sık onların evine gidiyor. Nasıl hissettiğini o gün de bugün de tarif etmek zor, ama yine de açıklamaya çalışıyor: “Çocukçaydı, saf, tertemiz. İlk dürtüler, arzular… Ne yapacağımı bilmeden içimden geldiği gibi hareket ediyordum. Sadece sevgimi verdim. Sahiplenmedim. Öyle bir his ki, bunu anlatamam, yaşamak gerekiyor. Sonra ikimiz de farklı üniversitelere gittik, yollarımız ayrıldı.”

“Ya gizli yap, ya da bırak!”

Yaşadığı şeyin bir ismi var mı acaba? Etrafında örnek alabileceği sadece transeksüeller var. Erkekler kadın oluyor, o da erkek mi olmak zorunda? Kendini erkek gibi hissetmiyor ve erkek olmak da istemiyor. Durumu ailesine açsa, olmaz. İç hesaplaşma, 20’li yaşlarına kadar devam ediyor. Bunalıma girmek yerine araştırmaya koyuluyor. Taksim’de bir gece kulübünde, nihayet onun gibi birilerine rastlıyor. Aynı zamanda yurt dışındaki lezbiyenlerle mektuplaşıyor. Hatta ABD’li bir arkadaşı vasıtasıyla Uluslararası Homoseksüeller Birliği’ne Türkiye’den üye olan ilk kişi oluyor. Basında eşcinsellerin haklarını savunmak için açtığı pankartları gören ailesi uyarıyor: “Bu işi ya gizli yap, ya da bırak!” Baskılar artıyor. Hangi işe girse, ya başka mazeretler göstererek ya da açık bir şekilde söyleyerek, işine son veriliyor. Teyzesinin kızlarına göre, o bir hasta; çünkü onlarla günlere gitmek ve bir kısmet bulup evlenmek istemiyor. Ne de olsa, onun dışında ailede aktivist kimse yok. Yedi göbek İstanbullu, ama söylediğine göre İstanbul’un kadınları sandığımızdan çok daha muhafazakâr. Erkek kardeşi ondan nefret ediyor. Dört yıl önce annesi hastalanınca, kapı dışarı ediyor, bir daha da aramıyor.

Belki de kurtuluş yolu bir erkekle beraber olmak, ama imkânsız. Bugüne dek hiç erkek arkadaşı olmamış, “Karşıma dünyanın en yakışıklı erkeğini getirin, çırılçıplak dursun. Hiçbir şey hissetmiyorum” diyor.

“Kafa dinç olmazsa, sevgili de olmaz”

Lezbiyen olduğunu saklayabilir miydi? En azından yatacak bir evi ve hayatını kazanabileceği bir işi olurdu. Ama o konuşmasa, diğeri konuşmasa, kim konuşacak? Üstelik yıllardır verdiği haklı mücadelenin karşılığını aldığını da ekliyor: “Eskiye nazaran eşcinsellik konusunda daha bilinçliyiz. Artık iki genç kızı el ele gördüğümüzde sevgili olduklarını anlıyoruz.” Bundan 10 yıl önce durum aynı mıydı? Hayır.

1990’lı yıllarda iftira üzerine iki ay kaldığı hapishane günlerinden bahsediyor. Modacı Halil Kadirbeyoğlu’nun menajerliğini yaptığı sırada, kendisine çıkma teklif eden ama reddettiği kız tarafından iftiraya uğramış, zorla alıkoymakla suçlanmış. Kolunu incittiği için taktığı bandaj da kanıt yerine geçmiş. Bir gün yatıp çıkacağını zannettiği hapishanede, iki ay kalmış. Koğuşta lezbiyen olduğu öğrenilince, acı günler başlamış: “Zina suçundan tutuklu kadınlar üstüme saldırıyordu, taciz ediyorlardı. Lezbiyen ilişkinin nasıl bir şey olduğunu merak ediyorlardı.”

Artık yorgun. Bir zamanlar sabahlara kadar eğlendiği Taksim sokaklarını, gençlere devretmiş. Şu anda bir sevgilisi var mı? “Kafa dinç olmazsa, sevgili de olmaz” diyor. Konu ABD’de eşcinsellere verilen evlilik yasasına geliyor. “Keşke bizim de böyle bir şansımız olsa...” diyor. Eğer evlenebilseydi, onca seneden sonra eline kalan devletten aldığı işsizlik maaşı ve bir birahanenin üst katı olmazdı, kim bilir?





“Sayfalarımı Sana Açtım” Tempo Tamamı>>

Cem Özer ve Paşhan Yılmazel 'Oğluma Bir Haller Oldu'da aynı sahneyi paylaşıyor. Cem Özer, oğlu eşcinsel olan babayı; Yılmazel ise oğlunun aşık olduğu sevgilisini oynuyor. Biz de oyunun konusundan yola çıktık ve eşcinsellik üzerine sohbetimize başladık. Tabii ki aşık olma halini, Cem Özer'in biten evliliğini ve eşcinselliği konuştuk.............

- Oyununuzun konusunu dinleyelim mi?
Cem Özer: Amerika'da taşrada yaşayan bir baba var. Bu taşralı adamın karısı erkek kardeşiyle kaçıyor. Adam da dertleşmek üzere New York'a yerleşen oğlunu ziyaret ediyor. Bir de ne görsün, meğer oğlu eşcinselmiş. Bunu kabullenme aşamasında da oyun yol alıyor.

- Peki, Cem Özer'in başına böyle bir şey gelse ne yapar?
C. Özer: Psikiyatra giderim ama oğlum için değil, kendim için. Bu durumu nasıl taşıyacağım ya da nasıl davranacağım konusunda psikiyatra danışmayı tercih ederdim. Dünyaya ne kadar geniş bir perspektiften bakarsanız bakın sonuçta çok da doğal kabul edilebilecek bir durum değil, en azından benim için. Kaldı ki  insanları değiştirmeye çalışan biri değilim. Anlamaya çalışırım, o yüzden 'Ben ne yapabilirim' düşüncesinden yola çıkardım.

EŞCİNSELLİK BİR  HASTALIK DEĞİLDİR
- Ya bir gün sizin başınıza gelse, 'Eyvah tedavi olmalıyım mı' dersiniz? Hani geçen yıl Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf da eşcinselliğin hastalık olduğunu söylemişti ya...
C. Özer: Demem. Kimse demez ki. Ben, bunun hastalık olduğunu düşünenlerin hasta olduğunu düşünürüm. Kabul edersin, etmezsin ama bunu hastalık olarak nitelendirmek bence yanlış.

- Paşhan senin bunlara dair söylemek istediklerin var mı?
P. Yılmazel: Tamamen Cem Usta'ya katılıyorum.

- Bu oyun öncesinde eşcinselliğe bakışın nasıldı?
P. Yılmazel: Size nasıl bakıyorsam öyle bakıyordum. Özel bir saplantım yoktu. Herkesin kendi seçimidir ve kimseyi de yargılayamayız.

- Peki, çocuk sahibi olduğunda  kızın ya da oğlun eşcinsel olduğunu açıklasa ne yapardın?
P. Yılmazel: Usta buna çok güzel cevap verdi. Ben de bu durumla nasıl başa çıkabilirim diye psikoloğa giderdim. 

- Biz neden toplum olarak eşcinsellerden, eşcinsellikten bu kadar çok korkuyor ve onları yok saymaya çalışıyoruz?
C. Özer: Kendimizi muhafazakar bir toplum olarak tanımlıyoruz. Sadece eşcinsellikten değil, yeni, farklı olan her şeyden korkuyoruz. Bize benzemeyen her insan, bize benzemeyen her yaşam tarzından, her fikirden korkuyoruz. Muhafazakarlık da böyle bir şeydir zaten. Yeni ve farklı olan şeyleri kabullenmezseniz sıkıntı doğar ve hakikaten tek renkli, tek sesli, tek cümlesi olan topluluklar haline geliriz. Mesela bizde biri yeni bir şey yapmaya kalksa 'İcat çıkarma' denir.  'Eski köye yeni adet getirme; aynı tas aynı hamam; böyle gelmiş böyle gider'... Bunlar yeniliklerden korktuğumuzu ilan eden sözler.

- Hem muhafazakar ülkeyiz diyoruz ama bir yandan da tacizlerin, tecavüzlerin de sonu gelmiyor...
C. Özer: Normal cinselliği yasak, tu kaka haline getirirseniz kadın ve erkek eşcinselliği gizli gizli filizlenir. Çünkü libidonun harekete geçtiği dönemde bir erkekle bir kızın yan yana gelmesini yasaklar ama bir erkekle bir erkeğin ya da bir kızla bir kızın yan yana gelmesini serbest bırakırsanız o tarafa doğru da yönelme söz konusu olabilir.

- Batı'da olmayan ama bizde sıklıkla olan erkeklerin göbek atması, kol kola girmesi, sarılmaları ya da birbirlerini öpmeleri garip karşılanmaz...
C. Özer: Örneğin bizim oyunda, toplumsal ahlak olarak kendilerinin dışında başkalarını taciz etmeyen yegane iki tip adamın oğluyla sevgilisi. Adam da, kadın da, diğer karakterler de aslında bu duruma karşı çıkarken bir yandan kendileri de ahlaksızlık yaşıyorlar. Aslında onlar daha fena. Üstelik onlarınki değişebilir bir durum. Kadın adamın kardeşine kaçmış, eş onu tekrar kabul ediyor... Eşcinselliğe karşı çıkılıyor ama dediğiniz gibi çocuk tacizi, cinsel tacizler, tecavüzler almış başını gidiyor. Herkes önce kendine bakacak sonra karşısındakine.

- Genelde eşcinsel karakterler hep karikatürize edilir ve bunun da altında aslında alaya alma yatar.         Ne dersiniz?
C. Özer: Bu oyunda sadece eşcinsel karakterimiz karikatürize değil, baba da, anne de karikatürize.
P. Yılmazel: Bizim eşcinsel karakterimiz çok sevimli.
C. Özer: Bütün karakterlerimizde yapmaya çalıştığımız şey seyircinin sahneye çıkıp mıncırmak istemesini sağlamak oldu. Herkes karikatür. Komedi zaten karikatürdür. Haldun Taner, 'Mizah, sivilceyi büyüteçle çıban yaparak göstermektir' der. Amaç dikkat çekmek...

- Televizyon dizilerinde neden eşcinselleri ya da eşcinselliği anlatan hikayeler görmüyoruz sizce? Olanlar da kısa bir süre yayından kalktı, hatta Tuğrul Tülek 'Mükemmel Çift' dizisinde eşcinsel rolü oynadığı için TRT'de yaptığı programdan               men edildi...
C. Özer: Kabahat olarak görüldüğü için kabahatleri örtmeye çalışıyoruz. İnsanlar bunları ne kadar çok görürse o kadar çok mu özenilir zannediliyor acaba? On yedi yaşımdan beri etrafımdaki insanların yüzde sekseni eşcinseldi, pek de özenmedim. Bu içgüdüsel bir durum tedavisi de yok.

- Bir heteroseksüeli tedavi ederek eşcinsel yapmak nasıl mümkün değilse tersi de mümkün değildir...
C. Özer: Tabii. Bir yandan televizyonlarda en fazla reyting alanlardan biri de Huysuz Virjin'dir. Bu ülkenin en büyük starları Zeki Müren'i, Bülent Ersoy'u ne yapacağız? Travestilerle ilgili bir senaryo yazarken birkaçıyla görüşmüştüm. Bakınca kadın ama organları yerinde duruyor. Neden ameliyat olmadıklarını sordum. Aldığım cevap ilginçti. 'Ameliyat olursak iş bulamayız. O zaman adam kadına gider. Bizi böyle tercih ediyorlar' demişti. Yıllarca bu ülkede travestiler aşağılandı. Kimse kalkıp da para karşılığı o travestilerle birlikte olan adamları aşağılamadı.  ......


Tamamı-Kaynak Akşam


 
Haberin orjinal başlığı : Başkanla futbolcu da aşk yaşamıştı.


Eşcinsel olduğu için elinden düdüğü alınan hakem Halil İbrahim Dinçdağ, iki yıldır hakkını arıyor. Dinçdağ, "Ben eşcinsel olduğum için işimden oldum. Ama futbol dünyasında birçok eşcinsel var. Futbolcusuyla aşk yaşayan başkan da vardı. Güçlüysen dokunmazlar" diyor.

Radikal gazetesinden Kenan Başaran'ın söyleşisi şöyle:

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenleri iptal edilir ama bir futbol maçı asla; onlarca yüzlerce insan ölse de… Becerilemeyen bir-iki dakikalık saygı duruşlarıyla görev ifa edilir ve heyecanla ‘ilk düdük’ün çalınması beklenir... Son düdük çaldığında ise atılan güzel bir gol veya pastan ziyade hakem konuşulur; saatler ve hatta günlerce… Hasılı futbol bizde bir nevi ‘hakem asmaca oyunu’dur. Lakin, bu ülkede birçok hakemi verdiği kararlardan ötürü yedi sülalesine varıncaya kadar tartışıyoruz da bir hakem hakkında verilen kararı pek konuşmuyoruz.

‘Olay ilk patladığında’ işin reytingi için el atıldı, ama sonrasına bakan pek olmadı. Oysa Karadenizli mafyadan ölüm tehditleri alıyormuş. Hakkında çıkartılan ‘ölüm fermanı’ lütfedilip ‘hayatını zorlaştırma’ya dönüştürülmüş! Ondandır ki “Bulaşıkçı bile olamıyorum” diyor..

Rızası alınmadan, adı ‘Trabzonlu H.İ.D’ şeklinde güya saklanarak afişe edildi. Oysa ‘Trabzon bölgesi’nde adı böylesine kısaltılabilen kaç hakem vardı ki! Manşet ve ekranlara ‘Eşçinsel hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ olarak ayan beyan düşmesi uzun sürmedi. Evet, o ‘kısaca HİD’ ‘uzunca Halil İbrahim Dinçdağ’ olan hakem, bugün Futbol Federasyonu’na karşı açtığı hukuk savaşının sonuçlanmasını ve ‘onuruyla düdük’ çalacağı günün hayalini kuruyor…

Fenerbahçe-Samsunspor maç gününde. Stadın önünden geçerken elbette iç geçiriyor. Dereağzı’nda bir kafede oturup ‘paslaşıyoruz’. İlk düdüğü ben çalayım: ‘Eşcinselliği’ sağlık sorunu olarak görülüp, 2009’da düdüğü elinden alınan Dinçdağ, ‘medyaya düşünce’ Federasyon çark eder ve “Performansın kötü olduğu için sana maç vermiyoruz” der. Şimdi düdük esas olması gerekende; Dinçdağ’da: “14 yıllık bütün maç notlarım elimde. 10 üzerinden 9.” 10 üzerinden 1 olsa ne yazar, yöneticiler ‘homofobik’ olduktan sonra. Bariz faul…

Doktorlar bir sağlık sorunu yok dese de dönemin Oğuz Sarvan MHK’sı ‘üç maymun’a yatar! Hoca, eşçinselliğin bir tercih olduğunu söyleyenlere öfkeli bir ara pas atıyor: “Canım sıkıldı, eşcinsel olayım diyemezsiniz. Bu doğuştan gelen bir şey. Allah’ın yarattığını dışlarsanız o da sizi dışlar”. Ama bunu anlatmakta zorlanıyor, öyle ki sık sık “Sıkı dindarım. Eşcinselim ama erkeğim. Bazen maçoyum” demek zorunda hissediyor.

Hiç kimsenin cinsel kimliğiyle gündeme gelmesini istemese de ‘madem açtınız kutuyu’ kabilinde penaltı noktasını gösteriyor: “Bir ben miyim eşcinsel? Futbolcular, hakemler, yöneticiler arasında eşcinsel yok mu? Hatta Meclis’te…”

Söyleşinin bu dakikalarında hocayla, tribünleri ayağa kaldıracak ‘verkaçlar’ yapıyoruz:

“Var mı hocam?”
“Var. Futbolcu da var, yönetici de var, hakem de var. 20-30 isim çıkartırım Süper Lig’den. Hatta çok popüler bir başkanla futbolcusu aşk yaşamış. Kimin haberi var?

“Bu başkan Süper Lig’de miydi?”
“Evet.”

“Büyük bir takımda mı?”
“Diyelim, isim vermeyelim.”

“Ne zaman yaşandı bu aşk?”
“2000 ile 2008 arası diyelim.”

“Dört büyüklerden mi?”
“Evet. Bir başkanla futbolcu aşk yaşayabilir. Kimseyi ilgilendirmez.”

“Yaşadı mı yaşayabilir mi?”
“Yaşadı. Belli kişiler biliyordur.”

Bir an için kendi merakımdan da utanıyorum ama ikiyüzlü tutuma da bir kırmızı kart şart artık! Son düdük çalıyor ve Halil İbrahim Dinçdağ, arkadaşlarının kendisine tuttuğu evinin yolunu tutuyor. Tek umudu Federasyon’a açtığı 110 bin liralık davanın lehine sonuçlanması ama daha da çok istediği şey yeniden yeşil sahalarda düdük çalmak…

Aydınlar Federasyonu sana nasıl yaklaşıyor?

Eski yönetim zamanında Federasyon aleyhine açtığımız dava sürüyor. Ama Mehmet Ali Aydınlar yönetiminden umutluyum. Dilekçe yazdık. MHK’nın halledeceği duyumunu aldık. Ocakta bir ara sınav açıp ben dahil başka sebeplerden profesyonel hakları ellerinden alınmış hakemlere bir hak tanınacak. Fakat sınavda başarılı olmam yeniden sahalarda düdük çalacağım anlamına gelmez. Ancak görev verilirse işimi yapabilirim ve bu da MHK’nın tasarrufunda.

Eşcinseller beni bayrak yapsın...

Eşcinsel örgütlerin iş güç konusunda bir yardımları yok. Kimse kılını kıpırdatmıyor. Benim durumum Türkiye’de bir ilk. Beni iyi kullanın kardeşim. Bu malzemeyi kullanın sorunları çözmek adına diyorum. Ama nerede! Arı vız vız ancak bal yok... Yedi ülkeye sığınma talebinde bulundum ama henüz bir cevap gelmedi. Burada hakemlik yapmak istiyorum fakat yaşam hakkı tanınmıyor... Film Mart şirketi ise hayatımı belgesel yapmak istiyor, onun üzerinde çalışıyoruz. Hollanda’dan da panel daveti geldi.

Şu işin cilvesine bakın ya!

Çok başarılı bulduğum hakemler var. Fakat çok tuhaf bir durum olacak ancak benim geçmişte en beğendiğim hakem Oğuz Sarvan’dı. Yardımcı hakem olarak da Turgay Güdü’yü. Gelin görün ki benim kellemi alan da bu iki isim oldu. Ne acı tesadüf değil mi! Bu isimler güya bizim ‘çağdaş’ yöneticilerimizdi! Oğuz Sarvan ile görüşmek için defalarca talepte bulundum fakat cevap alamadım. Yabancılardan ise yine düdüğünü çoktan asmış olan İsveçli Anders Frisk’i beğenirdim. Faal hakemlerden Cüneyt Çakır ve Halis Özkahya’nın yönetimini
beğeniyorum...

Bizi diri diri mezara gömüyorlar

Beni kimse yargılayamaz kadeşim. Yaratılanı seviyoruz yaratılandan ötürü ise bana karşı çıkamazsın. Çıkarsan Allah’a isyan edersin çünkü beni Allah yarattı. Yeni öğrendim üst düzey siyasilerimizin mezun olduğu imam hatip lisesinden bir öğrenci eşcinsel olduğu için okuldan atıldı. Başbakan’a sesleniyorum! Cinsel yönelimimizden ötürü ölü hayatı yaşıyoruz. Kul hakkı yeniyor. Başbakan ile görüşemedik ama onun kardeşi Mustafa Erdoğan ile görüştüm. Tüm eşcinsellerin sorunlarını anlattım. Telefonumu aldı ama hâlâ o gün bugün iletişime geçeceğiz. Bekliyorum...

Aşk… Şu ana kadar yok. Belki olurdu ama “Bu ünlüdür ve etrafında çok kişi vardır” diye düşünüyor ki insanlar yaklaşmıyorlar. Sanılanın aksine bir eşcinsel tanındıktan sonra hayatını çok daha rahat yaşamıyor yani.

Ahmet Çakar başlarda destekledi ama devamı gelmedi. Sinan Engin de çok üzüldüğünü ve destek olacağını söylemişti. Hani 3 yıl geçti nerede? Adımı başharfleriyle ilk yazan Fatih Altaylı da bir arayıp sorabilirdi.

Başından beri en büyük hayalim bir gün Süper Lig’de maç yönetmek. Bir Fenerbahçe-Galatasaray derbisi yönetmeyi çok isterim. Bana bir maç versinler ve performansımı görsünler. Ben kendime çok güveniyorum.


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1067935&Date=31.10.2011&CategoryID=84
Blogger tarafından desteklenmektedir.