Meclis'te tanıdığım eşcinsel vekiller var! Eşcinsel kimliğini açıklayarak siyaset yapan ilk Türk olan Berlin Eyalet Meclisi milletvekili Hakan Taş, Akşam Hafta Sonu'ndan Zeynep Bakır'a konuştu...

...- Türkiye'de siyasete atılmayı düşündünüz mü hiç?

Türkiye'de siyaset yapabilmem için özellikle siyasete bakış açısının değişmesi, demokrasinin daha iyi bir şekilde işler hale gelmesi ve tabii ki her türlü ayrımcılığın ortadan kalkması gerekiyor.

- Türkiye'de eşcinsel milletvekilleri olduğunu düşünüyor musunuz?
Türkiye'de eşcinsel vekiller olduğunu sadece düşünmüyorum aynı zamanda biliyorum. Eşcinseller tüm meslek dallarında var olduklarından milletvekilleri arasında da eşcinsellerin mevcut olması oldukça doğal. Kendilerini açıklamıyor olmalarını ya da gizli yaşamayı tercih ediyor olmalarını ben ne kadar yanlış buluyor olsam da ve medeni cesaret göstermelerini talep etsem de Türkiye'de bunun kolay olmadığının bilincindeyim.
Türkiye'de gerçek anlamda bir değişim istiyorsak toplumun her kesiminde medeni cesarete, bu cesareti gösterecek insanlara tabii ki ihtiyaç var. Umuyorum ki en kısa zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki eşcinsel vekiller de kendilerini gizlemeden görevlerini yerine getirebilirler.

 


Haber Bağlantıları;Tamamı - Akşam-TBMM'de eşcinsel vekiller var, biliyorum

12 Eylül darbesinde yaşadıkları en az duyulanlar translar oldu. Şimdi onlar anlatıyor: Taksim karakoldaki 'kedili' işkenceleri, kesilen saçları, omuzlara vurulan damgaları, trenlere bindirilip şehirlerden sürülmeyi... Bir yandan da baskılar etrafında oluşan direniş, dayanışma ve kültürü, Tarlabaşı'nın perukçusu Sema Kuaför'ü, Abanoz Sokak'ı, Kulüp 12'yi...

Darbe günlerinde lubunya olmak
 
‘‘Bu acıyı bir tek sağ çekmedi, sol çekmedi. Yani bir tek onlar işkence görmedi, bir tek onlar dövülmedi, sövülmedi. Biz trans bireyler de nasibimize düşenleri aldık. Çünkü bizler ‘riskli’ gruplardık, yani halkın nefretle baktığı, ‘tiksinç’ gördüğü, öyle hitap ettikleri gruplardık” diyor Belgin.
Onunla birlikte 12 Eylül öncesi ve sonrasına tanıklık etmiş dokuz trans kadın anlatıyor: Ahu, Belgin, Bennu, Cansel, Demet, Deniz, Filiz, N.K. ve Özlem.
‘80’lerde Lubunya Olmak’ adındaki kitabı derleyen, İzmir’deki LGBTT derneği Siyah Pembe Üçgen’in gönüllüleri. Neden 80’ler? “Çünkü şu an ulaşabildiğimiz LGBT tanıkların gençlik zamanları hep 80’ler, bilemediniz 70’ler. Ne yazık ki artık daha öncesine ulaşmak mümkün değil” diyor gönüllülerden Sinan Elitemiz. ”LGBT tarihi dediğimiz şey bugüne kadar hep kulaktan kulağa anlatılageldi. Bu kitapla kendi belleğimizi oluşturmak istedik. 80’lerde yaşananlar o zamanki LGBT’ler için tam bir zulüm ama toplumdaki çoğu insanın buna dair bir fikri yok.”
Peki 2012’de lubunya olmak farklı mı? “Durum aslında o günden bu yana pek de değişmiş değil ne yazık ki... En basitinden düşünün, otobüste en son ne zaman bir transseksüel birey gördünüz? Restoranda ya da markette karşılaştınız mı? İnsanların bakışları altında ezilen çok arkadaşımız var, evlerinden bile çıkmaya korkuyorlar. Evlerinden çıktıklarında insanların laf atmalarına, tacizlerine göğüs gerdiler diyelim, hiç beklemedikleri bir anda sadece yolda yürürken bile trafiği engellemekten ya da çevrenin huzurunu, düzenini bozmaktan idari para cezaları yazılabiliyor. Bizim de anayasadan taleplerimiz var: Bir an evvel gerekli düzenlemeler yapılmalı, ‘cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ tanımlanarak LGBT bireyler koruma altına alınmalı.”
Siyah Pembe Üçgen’in sıradaki kitabı, 1996 yılında Cihangir’de transların linç edildiği ‘Ülker Sokak olayları’nı konu alacak. Elitemiz, “Ülker Sokak direnişin, bir arada olmanın gücünün ispatıdır” diyor. “Yurtdışında LGBT tarihi denilince ‘Stonewall’ akla gelir, Ülker Sokak’ta o dönem gösterilen direniş için de ‘Türkiye’nin Stonewall’u diyebiliriz.”
 

Liberya'da eşcinsel haklarını savunan bir derneğin kurulması, ülkede bazı kesimleri öfkelendirdi.
Derneğin üyelerinden birinin annesinin evi yakılırken, Nobel Barış Ödülü sahibi Cumhurbaşkanı Ellen Johnson Sirleaf, eşcinsel haklarına yönelik yasalara destek vermeyeceğini söyledi.

Archie Ponpon ve Abraham Kamara, Afrika'nın birçok ülkesi gibi sosyal açıdan muhafazakar olan ve eşcinselliğin yasaklandığı Liberya'da eşcinsel haklarını savunmak üzere Ocak ayında Modegal adlı derneği kurdu.

Derneğin kuruluşuyla ülkede eşcinsel hakları konusunda yeni bir tartışma süreci başladı. Radyolarda, üniversitelerde derneğin eşcinsel evliliklere izin verilmesi çağrısı tartışıldı.

Din adamları da buna karşı olduklarını söyleyerek tartışmaya katıldı. Geçen ay bir rahip, evlilik töreni sırasında erkeklerin birbiriyle evlenemeyeceğini söyledi. Törene katılanlar rahibi coşkuyla alkışladı.

Modegal'in iki üyesi tacize uğradı. Bu üyeler, başkent Monrovia'daki Liberya Üniversitesi'nde öfkeli öğrencilerin tepkisine hedef oldu, okuldan uzaklaştırıldı.

Kaynak : http://www.internethaber.com/liberyada-escinsel-dernegine-ofke-408481h.htm#ixzz1paAWZ3jH


Sinema tarihinin ikonlarından biri daha sandıktan çıkıyor: James Dean. Serseri, masum, yetenekli, gizemli, çok yakışıklı... Ve eşcinsel!



Şokta mısınız? Yaz aylarında gösterime girecek olan ve Dean'in hayatını konu alan "Joshua Tree1951" adlı film öyle diyor!



Dünyanın kutsal sinema adresi Hollywood, yıldızlarını hayatta tutabilmek için her şeyi yapıyor. Daha Marilyn Monroe'nun farklı bir yüzünü gösteren "Marilyn İle 1 Hafta" filminin ateşi sönmeden, başka bir efsane, James Dean'in "bilinmeyenlerini" anlatan "Joshua Tree, 1951" filmi gündeme geldi.


Hollywood'da sık rastlanmayan bağımsız yapımların ve alternatif yönetmenlerin arasında en çok göze çarpanlardan Matthew Mishory, Joshua Tree 1951'in senarist ve yönetmeni. Bu film için 2 senelik bir araştırma yapmış. Mishory şöyle diyor: "Milyonlar için Dean, altın çağın kirlenmemiş bir ikonu. Ama benim gibi dışardan bakanlar için, o daha karanlık, daha kusurlu ve daha gerçek bir şeyleri temsil ediyor."......... 

Haber Bağlantıları; Heja Bozyel-Habertürk
Blogger tarafından desteklenmektedir.